Prof.Dr. Erdal IŞIK
    Psikiyatrist - Psikoterapist


    Uzm.Dr. Umut IŞIK
    Psikiyatrist - Psikoterapist

    Prof.Dr. Erdal IŞIK
    Psikiyatrist - Psikoterapist
    Uzm.Dr. Umut IŞIK
    Psikiyatrist - Psikoterapist

    ALKOL ve MADDE BAĞIMLILIĞI

    Alkol ve madde bağımlılığı, Kişinin beden ve ruh sağlığı yanında aile, iş ve sosyal uyumunu da bozacak derecede ve gitgide artan fazla miktarda ve de sık biçimde (örn; bu sıklık hergün bile olabilir) tekrarlayıcı şekilde alkol ya da madde alması, almadığı zaman bunları kullanma isteği duyması ve bunları kullanmaktan zarar gördüğü halde, bu konudaki isteğini ve kullanmayı kontrol edemeyip durduramamasıyla seyreden bir bozukluktur. Bağımlılık neden olduğu yaşamsal, sosyal, tıbbi, adli ve ekonomik olumsuz sonuçlar nedeniyle, bir halk sağlığı sorunudur. Kişi bu maddeyi sağlayabilmek için iş, ev ya da toplumsal yaşamdaki günlük aktivite ve sorumluluklarını bile yerine getiremez hale gelir. Hatta bu amaçla hırsızlık, soygun yapanlara, bedenlerini para karşılığı kullandıranlara bile rastlanır.

    Kişi tıbbi sorunlar, kazalar, adli sorunlar yaşamasına, ev, iş ve toplumsal alanda olumsuzlar yaşamasına hatta bunlardan çok önemli zararlar görmesine rağmen, tüm yaşamı artık sadece bu madde etrafında dönüp durmaya devam eder. Bunun dışındaki her şey önemini kaybetmeye başlar. Artık onun için yaşam amacı, sadece bu maddeye ulaşmaktır. Ancak bu olumsuzluklara ve de yakınlarından ya da çevredekilerden gelen tüm uyarılara rağmen kişi maddeyi kullanmayı sürdürür. Alınan alkol ya da madde miktarı bir müddet sonra yetmemeye başlar (çünkü kullanılan miktara karşı beyinde fiziksel bir tolerans gelişir). Bu nedenle kişinin aynı hazzı alabilmek için zaman içinde aldığı miktarı gitgide artırmaya başladığı izlenir. Örneğin; başlarda bir duble alınan alkol miktarı, zaman içinde 3-4 dubleye, sonunda 1-2 şişeye bile çıkabilir. Miktar arttıkça yaşanan olumsuz olaylar ve bedensel yıkımlar da aynı oranda artar. Daha ileri dönemlerde; Bu maddelerin alışılan miktardan çok daha fazla alınması, bu kullanıma eklenen grip vb. herhangi bir hastalık durumunda araya girmesi, bu maddelerin etkisini artıran bazı yeşil reçeteli ilaçların da birlikte alınması durumlarında ya da bu maddelerin kullanımının tıbbi bir yardım almaksızın kişi tarafından birden kesilmesiyle ortaya çıkan “yoksunluk” durumlarında; El, kol, bacak ve gövde de titreme, terleme, uykusuzluk, bulantı- kusma, çeşitli ağrılar, denge bozukluğu, kan basıncı değişiklikleri, konuşmada zorluk vb. bedensel ya da bilinç bulanıklığı, hayal görme, korku, şüphe hezeyanları, yaptığı şeyleri hatırlayamama (örneğin; evine nasıl geldiğini ya da o sırada nerede, kimlerle neler yaptığını hatırlayamama gibi), çoğu kere gereksiz ve anlamsız ve saçma sapan konuşmalar hatta küfürler, vurup, kırma, yaralama gibi saldırgan agresif davranışlar, kontrolsuz cinsel davranışlar, gereksiz mekanlarda uyuyup kalma gibi belirtiler ortaya çıkar. Yoksunlukta ayaktan ya da yatarak gerekli acil tıbbi müdahale yapılmadığında ölüm izlenen olgular bile görüldüğünden, yüksek miktarda madde ya da alkol kullananların bunları bir psikiyatrist gözetiminde ayaktan ya da bir klinikte yatarak bırakması uygun olacaktır. Tam bir bağımlılıkta kişinin kendi başına bırakma konusundaki girişimleri de çoğunlukla başarısız olmaktadır.

    Dipsomani; Özel bir alkol bağımlılığı tipidir. Bu kişiler nöbete benzer şekilde 3-4 gün süreyle durmaksızın içer, sonra yeni benzer bir dönem gelinceye kadar uzun bir süre alkol almazlar.

    Bağımlılık etkenleri; Bağımlılık psikolojik, gelişimsel, kültürel, toplumsal etkenler yanında, özellikle kalıtımsal ve biyolojik yatkınlığın da rol oynadığı bir çeşit beyin hastalığıdır. Bu nedenle (her alkol alan alkol bağımlısı olmadığı gibi) 1. ve 2. derece akrabalarında benzer bağımlılık durumları olanlarda, bu kalıtımsal biyolojik yatkınlık nedeniyle bağımlılık oluşma şansı daha fazladır. Nitekim bağımlıların çoğu geldikleri ailelerde bu maddeleri çok kullananlardan ya da bağımlı kişilerden söz etmektedir. Kişinin bunları kullanımı devam ettikçe, beyinde bağımlılığı pekiştiren yeni reseptörler ve hücresel bağlantılar da oluşmakta ve bu durum bağımlılığın oluşumuna katkı sağlamaktadır. Alkol ya da maddenin keyif verici etkileri de (beynin, o madde alındığında salgılanan ve kişinin zevk duymasına aracılık eden “dopamin” denen monoaminin artışıyla zevk duyduğunu öğrenmesi nedeniyle) pozitif bir pekiştireç olarak bağımlılık gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

    Bağımlılıkta rolü olan gelişimsel ve çevresel etkenler;

    Bağımlılıkta rolü olan gelişimsel ve çevresel etkenler;

    *Çocukluk döneminde kişilik yapısında dürtüsel (dürtülerin kontrolsuz biçimde ortaya çıkıp davranışa yönelmesi) ve agresif (saldıgan) özelliklerin olması
    *Ergenlik yaş grubunda olmak
    *Arkadaş grubunda madde kullanımının geçerli bir norm olması nedeniyle, gencin o grup içinde kalabilmek ve arkadaşlarınca dışlanmamak için bu maddeleri kullanması ya da arkadaşların maddeleri sağlama, gence model olma, alkol ya da madde kullanımına karşı gencin tavrını değiştirmede olumsuz rol oynamaları
    *Ebeveynin ergen üzerindeki kontrolünün yetersizliği ya da yokluğu
    *Sosyal ilişki ve beceri eksikliği ya da yokluğu
    *Alt/düşük sosyoekonomik bir çevrede yaşamını sürdürüyor olmak
    *Çevrede, yakınlarında, ebeveynde bağımlı kişilerin varlığı (rol model alma, kalıtımsal yatkınlık)
    *Sosyal fobi, panik bozukluğu depresyon, şizofreni gibi hastalıkların varlığında alkol ya da maddenin psikiyatrik sorunlar için bir “ilaç” gibi kullanılması
    *Toplumda alkol/madde kullanımını özendirici yayınlar (reklamlar, filmler, müzikler vb)
    *Alkol ve maddeye ulaşımın kolay olması.

    Tanı koyma; Her ne kadar özellikle ilk başlarda kişiler bağımlı olduklarını ya da bu maddeleri kötüye kullandıklarını kabul etmeselerde ya da “ben istediğim an durdurabilim” vb. inkar düzeneği kullansalar da, bunların kullanılmasına bağlı olarak ortaya çıkan, hem kişinin hem de çevrenin sorunlar yaşamasına neden olabilen tüm olumsuz sonuçlara rağmen alkol ya da madde kullanımının sürdürülmesi, ağıza sürüldüğünde durdurmada zorlanılması, alınan miktarın zaman içinde git gide artırılması ve bunlar kesildiğinde kişide hafiften (uykusuzluk, el titremesi vb.), ağıra (titeremekten normal konuşamama, şaşkınlık, hayal görme vb) çeşitli düzeyde yoksunluk belitilerinin izlenmesi bağımlılık tanısını destekler.

    Bağımlılığın gidişi; Bunların kullanımı sürdürülüp kronikleştikçe, beyin yapı ve işlevlerinde oluşan bozulmalar da gitgide kalıcı olmaya başlar. Yaptıklarını hatırlayamama, şüphecilik ya da paranoid düşüncelerle giden alkol paranoyası (örn; eşinden şüphelenme gibi yargılama bozukluğu), algı bozuklukları sonucu halüsinasyonların ortaya çıkması (özellikle görsel, işitsel ve dokunsal), bellek ve yönelim bozukluklarıyla sereden tedavi edilebilen ya da kalıcı olabilen bunama (demans) tabloları gibi psikiyatrik tablolar yanında, özellikle B vitamini başta olmak üzere vitamin eksiklikleri, aşırı kilo alımı, kan yağlarında artış, şeker ve kolestrol sorunları, kan basıncı artışı, kalp-damar sistemi sorunları, karaciğer işlev bozukluğu, yağlanması, yetmezliği ve ölüme neden olabilen siroz tablosu da izlenebilir

    Bağımlılık toplumda en sık alkol bağımlılığı olarak gözlense de birçok maddeye de bağımlılık gözlenmektedir. Bunlar afyon ve türevleri olan opioidler (morfin vb), kannabis ailesinden kenevir (esrar), uyarıcılar (kokain, amfetamin, metamfetamin vb.), halusinojenler (LSD,Ekstazi, Fensiklidin, Ketamin vb), uçucular (yapıştırıcılar, nitröz oksit vb.), sentetik kannabionoide fare zehiri vb, bir çok tehlikeli madde eklenerek yapılan (Bonzai) gibi çok çeşitli maddeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanı sıra azımsanmayacak düzeyde sakinleştirici (sedatif), uyku verici (hipnotik) ve sıkıntı giderici (anksiyolitik) etkileri olan (benzodiazepin, barbiturat vb.) maddelere de bağımlılık gözlenmektedir. Kafein ve tütünle ilgili bağımlılık ile ağrı kesicilerin bağımlılığı da toplumda oldukça yaygındır.

    Bağımlılık birçok kişide, birden çok maddenin bir arada kullanıldığı bir bağımlılık görüntüsünde karşımıza çıkmaktadır.

    Alkol ve Madde Bağımlılığının Tedavisi

    Bağımlılıkta tedavi, öncelikle kişinin bunun bir hastalık olduğunu kabullenip, bırakmaya kendisinin karar vermesiyle başlayabilir (kişinin kendisi kesin bırakma kararı vermeden yakınları çok istese de tedavi edilemez). Zira bugün için bağımlılık sorununu tamamen ortadan kaldırabilecek tıbbi bir madde ya da ilaç yoktur. Elimizdeki ilaçlar bu konuda ancak yardımcı olabilmektedir. Tedavide kullanılan maddenin alımının ortadan kaldırılması ilk hedeftir. Maddenin kullanımının tıbbi gözetim altında kesilmesinin ardından oluşacak (her maddeye özgü farklılıklar gösteren) yoksunluk belirtilerini ortadan kaldırabilecek ilaçlar kullanılır. Bu süreçte maddenin kişideki biyolojik etkilerinin yerine geçen daha güvenli kimyasal ajanlar ya da maddenin yoksunluk etkilerinin fiziksel ve ruhsal belirtilerini ortadan kaldırabilen ilaçlar kullanılır. Daha sonra kişinin maddeyi arama davranışını azaltabilen ya da engelleyebilen psikiyatrik ilaç tedavileri de bağımlılık tedavisinde etkili olmaktadır.

    Alkolün ya da maddenin kandan temizlenmesi ve yoksunluk belirtilerinin giderilmesinin ardından (detoksifikasyon süreci) süreç; ilaç tedavileri, psikoterapötik yaklaşımlar, psikoeğitim, bireysel ve aileye yönelik hedef belirleyici bilgilendirmeler, motivasyon güçlendirici çalışmalar, grup terapileri ya da bağımlılıkla mücadele eden (adsız alkolikler vb.) sosyal toplum kuruluşlarının destek toplantılarına katılımının sağlanması ve kendine yardım programlarının belirlenmesi ile sürdürülür. Bağımlılık tedavisi ile tam iyileşme oranı tüm dünyada düşük düzeydedir. Kişinin “ben bunu bırakamam” endişesi ya da “ya bırakmaya kalkarsam ama başarılı olamazsam çevrenin olumsuz tepkileri olabilir” şeklindeki korkuları, “ bu konuda kendini güçsüz hissetmesi” vb. etkenler tedavi arayışını engeller. Çoğu kişi bu nedenle ancak tehlikeli durumlara düştükten sonra tedavi arayışına girmektedir.

    Sonuç olarak; Bağımlılığı bir hastalık olarak kabul edip savaşmak, bu maddeler bizden güçlü gibi görünse de, aslında bizden güçlü olmadıklarının bilincinde olmak, mücadele gücümüzü kullanmak, mümkün olduğu sürece bunlara elimizi sürmemek (zira yıllarca bırakılmış olan alkol ya da bir maddenin günün birinde çok ufak bir miktarda alınması bile, beyinde bağımlılıkla ilgili oluşmuş sistemi uyarıp hastalığı yeniden başlatabilmektedir), verilen tedavileri düzenli olarak kullanmak, arada bunları tekrar kullanma durumu ortaya çıkarsa da suçluluk yaşamak yerine (bu tedaviyi bir spor müsabakasına benzetirsek, kendimizi 1 gol yemiş olarak kabul edip, maçı kazanabilmek amacıyla) mücadeleyi tekrar başlatıp sürdürmek ve bunları diğer bedensel hastalıklarda da izlenen bir “nüks” gibi görmek ve ayık kalma sürdürüldüğü takdirde yaşamın tüm alanlarında eskisi gibi bedensel ve ruhsal olarak sağlıklı bir birey olarak yaşamak mümkündür. Bağımlılıkta tedavi, aslında biyopsikososyal yönden sürekli alkol ya da madde alması, almadığı zaman bunları kullanma isteği duyması ve bunları kullanmaktan zarar gördüğü halde, bu konudaki isteğini ve kullanmayı kontrol edemeyip durduramamasıyla seyreden bir bozukluktur. Bağımlılık neden olduğu yaşamsal, sosyal, tıbbi, adli ve ekonomik olumsuz sonuçlar nedeniyle, bir halk sağlığı sorunudur. Kişi bu maddeyi sağlayabilmek için iş, ev ya da toplumsal yaşamdaki günlük aktivite ve sorumluluklarını bile yerine getiremez hale gelir. Hatta bu amaçla hırsızlık, soygun yapanlara, bedenlerini para karşılığı kullandıranlara bile rastlanır. Kişi tıbbi sorunlar, kazalar, adli sorunlar yaşamasına, ev, iş ve toplumsal alanda olumsuzlar yaşamasına hatta bunlardan çok önemli zararlar görmesine rağmen, tüm yaşamı bu madde etrafında dönüp durmaya devam eder. Artık onun için yaşam amacı, sadece bu maddeye ulaşmaktır. Ancak bu olumsuzluklara ve de yakınlarından ya da çevredekilerden gelen tüm uyarılara rağmen kişi maddeyi kullanmayı sürdürür. Alınan alkol ya da madde miktarı bir müddet sonra yetmemeye başlar (çünkü kullanılan miktara karşı beyinde fiziksel bir tolerans gelişir). Bu nedenle kişinin aynı hazzı alabilmek için zaman içinde aldığı miktarı gitgide artırmaya başladığı izlenir. Örneğin; başlarda bir duble alırken, zaman içinde 3-4 dubleye, sonunda 1-2 şişeye çıkabilir. Miktar arttıkça da yaşanan olumsuz olaylar ve bedensel yıkımlar da aynı oranda artar. Daha ileri dönemlerde; Bu maddelerin alışılandan aşırı alınması ya da bu kullanıma eklenen grip vb. herhangi bir hastalık ya da bu maddelerin etkisini artıran bazı yeşil reçeteli ilaçlarında birlikte kullanılması durumlarında ya da maddelerin kullanımının tıbbi bir yardım almaksızın birden kesilmesiyle ortaya çıkan “yoksunluk” durumlarında; El, kol, bacak ve gövde de titreme, terleme, uykusuzluk, bulantı- kusma, çeşitli ağrılar, kan basıncı değişiklikleri, konuşmada zorluk vb. bedensel ya da bilinç bulanıklığı, hayal görme, korku, şüphe hezeyanları, yaptığı şeyleri hatırlayamama (örneğin; evine nasıl geldiğini ya da o sırada nerede, kimlerle neler yaptığını hatırlayamama gibi), çoğu kere gereksiz ve anlamsız ve saçma sapan konuşmalar hatta küfürler, vurup, kırma, yaralama gibi saldırgan agresif davranışlar, kontrolsuz cinsel davranışlar, gereksiz mekanlarda uyuyup kalma, belirtiler ortaya çıkar. Yoksunlukta ayaktan ya da yatarak gerekli acil tıbbi müdahale yapılmadığında ölüm izlenen olgular bile görüldüğünden, yüksek miktarda madde ya da alkol kullananların bunları bir psikiyatrist gözetiminde ayaktan ya da bir klinikte yatarak bırakması uygun olacaktır. Tam bir bağımlılıkta kişinin kendi başına bırakma konusundaki girişimleri de çoğunlukla başarısız olmaktadır.

    Dipsomani; Özel bir alkol bağımlılığı tipidir. Bu kişiler nöbete benzer şekilde 3-4 gün süreyle durmaksızın içer, sonra yeni benzer bir dönem gelinceye kadar uzun bir süre alkol almazlar.

    Bağımlılık; Psikolojik, gelişimsel, kültürel, toplumsal etkenler yanında, özellikle kalıtımsal ve biyolojik yatkınlığın da rol oynadığı bir beyin hastalığıdır. Bu nedenle (her alkol alan alkol bağımlısı olmadığı gibi) 1. ve 2. derece akrabalarında benzer bağımlılık durumları olanlarda, bu kalıtımsal biyolojik yatkınlık nedeniyle bağımlılık oluşma şansı daha fazladır. Nitekim bağımlıların çoğunluğu geldikleri ailelerde bu maddeleri çok kullananlardan ya da bağımlı kişilerden söz etmektedir. Kişinin bunları kullanımı devam ettikçe, beyinde bağımlılığı pekiştiren yeni reseptörler ve hücresel bağlantılar da oluşmakta ve bu durum bağımlılığın oluşumuna katkı sağlamaktadır. Alkol ya da maddenin keyif verici etkileri de (beynin, o madde alındığında salgılanan ve kişinin zevk duymasına aracılık eden “dopamin” denen monoaminin artışıyla zevk duyduğunu öğrenmesi nedeniyle) pozitif bir pekiştireç olarak bağımlılık gelişmesine katkıda bulunacaktır.

    Bağımlılıkta rolü olan gelişimsel ve çevresel etkenler;

    *Çocukluk döneminde kişilik yapısında dürtüsel (dürtülerin kontrolsuz biçimde ortaya çıkıp davranışa yönelmesi) ve agresif (saldıgan) özelliklerin olması
    *Ergenlik yaş grubunda olmak
    *Arkadaş grubunda madde kullanımının geçerli bir norm olması nedeniyle, gencin o grup içinde kalabilmek ve arkadaşlarınca dışlanmamak için bu maddeleri kullanması ya da arkadaşların maddeleri sağlama, gence model olma, alkol ya da madde kullanımına karşı gencin tavrını değiştirmede olumsuz rol oynamaları
    *Ebeveynin ergen üzerindeki kontrolünün yetersizliği ya da yokluğu
    *Sosyal ilişki ve beceri eksikliği ya da yokluğu
    *Alt/düşük sosyoekonomik bir çevrede yaşamını sürdürüyor olmak
    *Çevrede, yakınlarında, ebeveynde bağımlı kişilerin varlığı (rol model alma, kalıtımsal yatkınlık) *Sosyal fobi, panik bozukluğu depresyon, şizofreni gibi hastalıkların varlığında alkol ya da maddenin psikiyatrik sorunlar için bir “ilaç” gibi kullanılması
    *Toplumda alkol/madde kullanımını özendirici yayınlar (reklamlar, filmler, müzikler vb)
    *Alkol ve maddeye ulaşımın kolay olması.

    Tanı koyma; Her ne kadar özellikle ilk başlarda kişiler bağımlı olduklarını ya da bu maddeleri kötüye kullandıklarını kabul etmeselerde ya da “ben istediğim an durdurabilim” vb. inkar düzeneği kullansalar da, bunların kullanılmasına bağlı olarak ortaya çıkan, hem kişinin hem de çevrenin sorunlar yaşamasına neden olabilen tüm olumsuz sonuçlara rağmen alkol ya da madde kullanımının sürdürülmesi, ağıza sürüldüğünde durdurmada zorlanılması, alınan miktarın zaman içinde git gide artırılması ve bunlar kesildiğinde kişide hafiften (uykusuzluk, el titremesi vb.), ağıra (titeremekten normal konuşamama, şaşkınlık, hayal görme vb) çeşitli düzeyde yoksunluk belitilerinin izlenmesi bağımlılık tanısını destekler.

    Bağımlılığın gidişi; Bunların kullanımı sürdürülüp kronikleştikçe, beyin yapı ve işlevlerinde oluşan bozulmalar da gitgide kalıcı olmaya başlar. Yaptıklarını hatırlayamama, şüphecilik ya da paranoid düşüncelerle giden alkol paranoyası (örn; eşinden şüphelenme gibi yargılama bozukluğu), algı bozuklukları sonucu halüsinasyonların ortaya çıkması (özellikle görsel, işitsel ve dokunsal), bellek ve yönelim bozukluklarıyla sereden tedavi edilebilen ya da kalıcı olabilen bunama (demans) tabloları gibi psikiyatrik tablolar yanında, özellikle B vitamini başta olmak üzere vitamin eksiklikleri, aşırı kilo alımı, kan yağlarında artış, şeker ve kolestrol sorunları, kan basıncı artışı, kalp-damar sistemi sorunları, karaciğer işlev bozukluğu, yağlanması, yetmezliği ve ölüme neden olabilen siroz tablosu da izlenebilir

    Bağımlılık toplumda en sık alkol bağımlılığı olarak gözlense de birçok maddeye de bağımlılık gözlenmektedir. Bunlar afyon ve türevleri olan opioidler (morfin vb), kannabis ailesinden kenevir (esrar), uyarıcılar (kokain, amfetamin, metamfetamin vb.), halusinojenler (LSD,Ekstazi, Fensiklidin, Ketamin vb), uçucular (yapıştırıcılar, nitröz oksit vb.), sentetik kannabionoide fare zehiri vb, bir çok tehlikeli madde eklenerek yapılan (Bonzai) gibi çok çeşitli maddeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanı sıra azımsanmayacak düzeyde sakinleştirici (sedatif), uyku verici (hipnotik) ve sıkıntı giderici (anksiyolitik) etkileri olan (benzodiazepin, barbiturat vb.) maddelere de bağımlılık gözlenmektedir. Kafein ve tütünle ilgili bağımlılık ile ağrı kesicilerin bağımlılığı da toplumda oldukça yaygındır.

    Bağımlılık birçok kişide, birden çok maddenin bir arada kullanıldığı bir bağımlılık görüntüsünde karşımıza çıkmaktadır.

    Alkol ve Madde Bağımlılığının Tedavisi

    Bağımlılıkta tedavi, öncelikle kişinin bunun bir hastalık olduğunu kabullenip, bırakmaya kendisinin karar vermesiyle başlayabilir (kişinin kendisi kesin bırakma kararı vermeden yakınları çok istese de tedavi edilemez). Zira bugün için bağımlılık sorununu tamamen ortadan kaldırabilecek tıbbi bir madde ya da ilaç yoktur. Elimizdeki ilaçlar bu konuda ancak yardımcı olabilmektedir. Tedavide kullanılan maddenin alımının ortadan kaldırılması ilk hedeftir. Maddenin kullanımının tıbbi gözetim altında kesilmesinin ardından oluşacak (her maddeye özgü farklılıklar gösteren) yoksunluk belirtilerini ortadan kaldırabilecek ilaçlar kullanılır. Bu süreçte maddenin kişideki biyolojik etkilerinin yerine geçen daha güvenli kimyasal ajanlar ya da maddenin yoksunluk etkilerinin fiziksel ve ruhsal belirtilerini ortadan kaldırabilen ilaçlar kullanılır. Daha sonra kişinin maddeyi arama davranışını azaltabilen ya da engelleyebilen psikiyatrik ilaç tedavileri de bağımlılık tedavisinde etkili olmaktadır.

    Alkolün ya da maddenin kandan temizlenmesi ve yoksunluk belirtilerinin giderilmesinin ardından (detoksifikasyon süreci) süreç; ilaç tedavileri, psikoterapötik yaklaşımlar, psikoeğitim, bireysel ve aileye yönelik hedef belirleyici bilgilendirmeler, motivasyon güçlendirici çalışmalar, grup terapileri ya da bağımlılıkla mücadele eden (adsız alkolikler vb.) sosyal toplum kuruluşlarının destek toplantılarına katılımının sağlanması ve kendine yardım programlarının belirlenmesi ile sürdürülür. Bağımlılık tedavisi ile tam iyileşme oranı tüm dünyada düşük düzeydedir. Kişinin “ben bunu bırakamam” endişesi ya da “ya bırakmaya kalkarsam ama başarılı olamazsam çevrenin olumsuz tepkileri olabilir” şeklindeki korkuları, “ bu konuda kendini güçsüz hissetmesi” vb. etkenler tedavi arayışını engeller. Çoğu kişi bu nedenle ancak tehlikeli durumlara düştükten sonra tedavi arayışına girmektedir.

    Sonuç olarak; Bağımlılığı bir hastalık olarak kabul edip savaşmak, bu maddeler bizden güçlü gibi görünse de, aslında bizden güçlü olmadıklarının bilincinde olmak, mücadele gücümüzü kullanmak, mümkün olduğu sürece bunlara elimizi sürmemek (zira yıllarca bırakılmış olan alkol ya da bir maddenin günün birinde çok ufak bir miktarda alınması bile, beyinde bağımlılıkla ilgili oluşmuş sistemi uyarıp hastalığı yeniden başlatabilmektedir), verilen tedavileri düzenli olarak kullanmak, arada bunları tekrar kullanma durumu ortaya çıkarsa da suçluluk yaşamak yerine (bu tedaviyi bir spor müsabakasına benzetirsek, kendimizi 1 gol yemiş olarak kabul edip, maçı kazanabilmek amacıyla) mücadeleyi tekrar başlatıp sürdürmek ve bunları diğer bedensel hastalıklarda da izlenen bir “nüks” gibi görmek ve ayık kalma sürdürüldüğü takdirde yaşamın tüm alanlarında eskisi gibi bedensel ve ruhsal olarak sağlıklı bir birey olarak yaşamak mümkündür. Bağımlılıkta tedavi, aslında biyopsikososyal yönden sürekli devam eden bir süreçtir.