Prof.Dr. Erdal IŞIK
    Psikiyatrist - Psikoterapist


    Uzm.Dr. Umut IŞIK
    Psikiyatrist - Psikoterapist

    Prof.Dr. Erdal IŞIK
    Psikiyatrist - Psikoterapist
    Uzm.Dr. Umut IŞIK
    Psikiyatrist - Psikoterapist

    UYKU BOZUKLUKLARI


    İnsan ömrünün üçte biri uykuda geçmektedir. Ancak insan beyni uykuda da faaliyetini sürdürmekte olup, gündüz yaşadıklarımızın belleğe kayıt edilmesi, bazı hormonların salgılanması vb. durumlar uykuda gerçekleşir. Bu nedenle dünyayı tanımakta olan ve her gün büyüyüp yeni şeyler öğrenen bebek ve çocuklar daha çok uyurlar. Yine bedenimizin ertesi güne dinç kalacak bir şekilde hazırlanması da, hem uykuda dinlenme, hem de gece saat 23.00 ile 03.00 saatleri arasında salgılanan ve “büyüme hormonu” denen bir hormon sayesinde olmaktadır. Bu nedenle bu saatleri kapsamayan uyku, daha uzun bir süre uyunsa da, sağlıklı olmayacaktır. İnsanlar her gece “hafif uyku+derin uyku+ rüya görülen uyku dönemlerinden (REM) oluşan” ve her biri ortalama 60-90 dakika süren “uyku periyodları” yaşarlar. Bir gecede 4-5 defa bu dönemleri kapsayan uyku periyodları yaşanır. Eğer alışılmış uyku saati kaçırılmış ise, bir sonraki uyku periyodunu yakalamak için aradan 60-90 dakika geçmesi gerektiği bilinip, “uyuyamıyorum” diye telaşlanmamalıdır. Sabaha doğru rüya dönemlerinin süresi uzamaya başlar. Ertesi gün hatırlayabildiğimiz rüyalar da, çoğunlukla sabaha doğru gördüğümüz bu rüyalardır.

    Uyku süresi kişiden kişiye değişir. Küçük uykucu insanlar (Örn; Yönetici yapısında olanlar, M. Kemal Atatürk, Napolyon vb.) 4-5 saat uykuyla ertesi gün kendilerini dinlenmiş hissederken, büyük uykucular (Yazarlar, şairler vb.) ancak 8-10 saat uyuduklarında dinç ve dinlenmiş olarak kalkabilirler. Bu nedenle önemli olan uykunun süresi değil, şu anki uyku biçimimizle ertesi gün kendimizi nasıl hissettiğimiz ve de şimdiki uykumuzda daha önceki uyku biçimimize göre bir farklılık olup olmadığıdır (Örn; uykunun alışılmıştan daha azalmış ya da artmış olması gibi). Bazı kişiler de (yaşlılarda daha fazla olarak) uykularını yanlış değerlendirir, gerçekte uyudukları halde, bunu kabullenmez ve uyumadıklarını iddia ederler. Bu durumda tanı koymak için beraber yaşadığı kişilerin de bilgisine baş vurmak gerekir. Sağlıklı kişilerde de, yaş ilerledikçe uyku da azalmaya başlar. (sabah kaktığınızda gözünüz yatakta kalıyorsa gençsiniz demektir!).

    NORMAL UYKUYUBOZAN NEDENLER

    * Gündüz aşırı aktif çalışma ya da yaşanan güncel çatışma ve sorunlar, gece kişide uyanıklık döneminin (uyanıklık şemsiyesinin) sönüp, uyku döneminin ( uyku şemsiyesinin) açılıp işleve geçmesini engelleyebilir.
    * Uykudan önce aşırı fiziksel aktivasyonda (aşırı spor vs) ya da aşırı zihinsel aktivasyonda (sorun çözme, bilgisayarla çalışma vb gibi) uykuya dalmayı zorlaştırabilir.
    * Uyunan ortamda gürültü, aşırı ısı, aşırı soğuk ya da ışık vs. olması.
    * Farklı bir ortamda uyuma (otel vb).
    * Alışılmış uyku saatinden değişik saatlerde (düzensiz) uyumaya çalışmak.
    * Uyku kaçırabilen maddelerin alınması (örn;kahve, çay, kola, uyarıcı etkisi de olan ilaçların kullanımı vb).
    * Kişilik özelliği; Örn; mükemmeliyetçi, tertipli, düzenli, aşırı detaycı ve herşeyi kontrol altında tutmak isteyen kişilik (obsesif kişilik yapısı) özelliğine sahip olanlarda; uykunun da kontrol edilmeye çalışılması ve “ya bu gece de uyuyamazsam” endişesinin yaşanması ya da gündüz yaşanan olumsuzlukların uyku öncesi tekrar tekrar önlenemez biçimde düşünülmesi vb.

    nedenler, uykuya dalmayı zorlaştırır.

    UYKUYU BOZAN PSİKİYATRİK NEDENLER

    * İç sıkıntısı, kaygı ve gerginlik (anksiyete) durumları ya da olumsuz yaşam olaylarıyla ilgili (demoralizasyon) durumlarda uykuya dalmak zorlaşır. Bazı kişilerde ise tersine, stresli durumlarda uykuya kaçış görülebilir. Bunlar uyuyarak stresli duruma yanıt verirler. *Önemli yaşamla ilgili travmaları takip eden (travma sonrası stres bozukluğu) durumlarında; “yaşanan travmayı anm satan korkulu rüyaları görmeyi istememe” şeklindeki (bilinç dışı) bir duyguyla uykuya dalmak zorlaşır.
    *Takıntı hastalığında (obsesif bozukluk); Kişi yatağa yattığında aklına gelen günlük yaşamla ilgili günlük olağan ya da olumsuz düşüncelerle uğraşıp durma nedeniyle uykuya dalamaz (Örn; Şunu niye söyledim, niye şu cevabı vermedim, şunu söylemem acaba onu kırmış mıdır? vb. gibi).
    *Panik bozukluğunda; Kişi uyku sırasında sağlığıyla ilgili kontrol edemediği kötü bir şey olabileceği ya da panik atak yaşayabileceği duygusuyla uykuya dalmada zorlanır.
    *Depresyonda; Uykuya dalmada zorluk, gece uykuda sık sık uyanma ya da sabah 4-5 sularında sanki düğmeye basılmış gibi aniden ve sıkıntılı biçimde uyanma (küçük bir grup hastada ise tersine tersine 10-12 saat gibi fazla uyuma) izlenir.
    *Bipolar hastalığın manik dönemlarinde; Aşırı hareketlilik nedeniyle uykuya dalamama ya da alışılmışın dışında 2-4 saatlik kısa bir uykuyla, çok enerjik bir şekilde uyanma ve davranışlarda hareketlilik izlenir.
    *Şizofreninin alevlenme dönemlerinde; çoğunlukla şüphe hezeyanlarına bağlı olarak “kendisine uykuda bir kötülük yapılabileceği vb” korku ve şüphe duygularının da eşlik edebildiği uykusuzluk izlenir. Kronik şizofrenili hastaların bazılarında ise; insanlarla iletişim kurmadaki isteksizlik nedeniyle, bir kaçış olarak diğerlerinin uyuduğu saatlerde uyumama, onların uyanık olduğu saatlerde ise tersine uyuma görülür. Yani bu hastalar geceleri uyumaz, gündüzleri uyurlar
    *Bunamalarda (demans); Hastalar akşama doğru daha huzursuzdurlar (gün batımı sendromu) ve geceleri uykuya dalamazlar. Yine gündüz uyuklamaları da gece uykuya dalmayı zorlaştırdığından, hastaların gündüz uyuması engellenmelidir.
    Tüm bu uykusuzluk durumları, sadece uyku verici ilaç kullanarak çözülemez. Zira uyku ilaçları çok gerekli bir durum varsa ve hekim tarafından önerilen kısa sürede alınabilir, uzun süreli kullanılmaz. Zira 3-4 haftadan sonra etkileri azalacağından dozlarını artırmak gerekir ve bu tutum da ilaç bağımlılığına yol açar. Yapılması gereken uyku sorununa neden olan temeldeki nedenlerin ortadan kaldırılması ve gerekli tedavilerin uygulanmasıdır. Ancak bu yaklaşımla uyku sorunları tedavi edilebilir.

    ÖZEL UYKU SORUNLARI

    *Uykuda konuşma; Hastalık değildir, mırıldanma, konuşma izlenir. Sorulanlara kişi cevap veremez. Tedavi gerektirmez.
    *Uykuda diş gıcırdatma; Bir hastalık değil, bir uyku bozukluğudur. Stresler artırabilir. Stres azaltıcı teknikler (stres yönetimi) ya da bazı psikiyatrik ilaçlar uygulanmaktaysa da sonuçları fazla olumlu değildir. Ancak diş minesinin yıpranmasını önlemek için, yatarken diş hekimince hazırlanacak koruyucunun kullanılması gerekir.
    *Uykuda yürüme (uyurgezerlik); Ergenlik öncesi daha sık izlenen, ailesel yatkınlığın rolü olan ve uykuda konuşma vb. gibi belirtilerle birlikte de izlenebilen uyku bozukluğudur. Kişi anlamsız biçimde yatakta oturur, eşyalarla oynayabilir ya da amaçsız biçimde evin içinde dolaşabilir. Kısa konuşmalar, bazen telefonla konuşmaya çalışması vb. davranışlar izlenebilir. Kapı ya da pencereden çıkabilir. Uyaranlara cevap vermez, kolay kolay uyandırılamaz. Tedavide; hasta ve yakınları bilgilendirilir, hastanın zarar görmemesi için yatak odasında gerekli tedbirler alınır (pencereye kilit koyma vb gibi). Ciddi ve zarar görme olasılığı olan kişilerde ilaç tedavisi uygulanır.
    *Kabus bozukluğu: Daha çok çocuklarda izlenen ve 15 yaş civarında genellikle kaybolan durumlardır. Gecenin ikinci yarısında birden korku ve panik halinde uyanılır. Çocuğun bilinci o an yerindedir ve sorulduğunda gördüğü korkunç rüyalardan söz eder.

    Tedavi: Çocuk ve ailesine bunun zamanla geçecek bir durum olduğu anlatılıp güvence verilir. Genel olarak tedavi gerekmez. Ancak bu durumlar kişinin yaşamını bozacak derecede yoğun isr ilaç tedavisi uygulanabilir. *Uyku terörü (Uykuda korku bozukluğu: 3-5 yaşlarda başlar, genellikle ergenlik döneminde azalır, 1/100 oranında yetişkinlikte sürebilir. Gecenin ilk 1/3’lük bölümünde ve genellikle uykuda yürümeyle birlikte görülür. Kişi yoğun bir korku, çığlık atma, çarpıntı, terleme, hızlı nefes alma, üstündekileri çıkarma gibi belirtilerle yatakta oturur haldedir. Yataktan kaçmaya kalkabilir ve de yatıştırılması zordur. Bilinci yerinde değildir, 10-15 dakika içinde tekrar uykuya dalar ve sabah uyandığında bu nöbetleri hatırlamaz.

    Tedavi: kişi ve ailesine bunun tedavisiz de geçebilen ve korkulmaması gereken bir durum olduğu konusunda teminat verilir. Düşüp yaralanmaması için oda içinde gerekli tedbirler alınır. Özellikle bu duruma olumsuz etki edebilecek olumsuz yaşam olayları ya da stresler hekim- hasta ilişkisinde psikoterapötik yönden ele alınır. Ciddi ve hastanın yaşamını bozan durumlarda, bu nöbetleri önleyici ilaç tedavisi uygulanabilir.

    *Gece işemesi (enürezis): Bebekte mesane kontrolu gelişmemiştir. 5-6 yaştaki çocukların % 17’sinde görülür. Bazı yazarlar 5 yaşına kadar olanları hastalık olarak kabul etmez. Ancak süregitmesi hem çocuklarda, hem de yetişkinlerde utanma, kendine güvende azalma, içe kapanıklık vb. olumsuz durumlara neden olur. Oluşumunda; idrar torbası (mesane) kapasitesinin yapısal olarak küçük olması gibi biyolojik kusurlar yanında, özellikle çocuklarda ev ya da okulda yaşanan olumsuz durumlar, stresler, yeni bir kardeş gelmesi durumu vb. psikolojik durumlar da rol oynar.

    Tedavi: Önce bu durumun nedeni tespit edilir (psikolojik ya da yapısal) sonra nedene göre tedavi yapılır. Psikolojik ise psikoterapötik yaklaşım, davranışcı yöntemler, koşullandırma yöntemi uygulanır. Eğer neden yapısal ise ilaç tedavisi uygulanır. Bazen de bu yaklaşımlar birlikte de uygulanabilir.

    *Rüya uykusu sırasında izlenen davranış bozuklukları: Bu kişiler gördükleri korkulu rüyaların içeriğine göre (saldırıya uğrama, yırtıcı hayvanların saldırması vb. rüyalar) kendini savunma olarak aşırı hareketlenme, yumruk atma, yanındakinin boğazına sarılma vb. saldırgan davranışlar gösterebilirler. Tedavi; Kendisinin ya da yanında yatan eşinin, çocuğunun vb. zarar görmemesi için, uykunun rüya dönemini bastırıcı ilaçlar kullanılabilir. Uykuda solunumun aralıklarla duraklaması (uyku apnesi); Tüm insanlarda uyku sırasında izlenebilen solunum duraklamalarının 1 saatlik bir zaman diliminde 30’dan fazla gibi çok sayıda ve uzun süreli olmasıyla seyreden durumlardır. Kişinin solunumu önce duraksar, ardından horlama sesi çıkararak tekrar uykuya dağlar ancak kısa bir süre benzer durumlar tekrarlar. Bu nedenle kişiler (gece boyunca hatırlamadıkları sayıda çok kısa süreli ve sık sık uyandıklarından) sağlıklı bir uyku uyuyamaz, ertesi gün uykusuzluk, çalışmada isteksizlik, uyuklamalar, yorgunluk, baş ağrısı gibi bedensel ya da depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkları daha çok yaşarlar. Solunum durmaları kalp-akciğer bozukluklarına yol açabilir. Apneleri artıran alkol, yeşil reçeteli uyku ilacı vb. kullanma durumlarında uykuda ölüm bile oluşabilir (Bebeklerde izlenen ve “ Odin laneti” olarak isimlendirilen uykuda ölümler de solunum durmasıyla ilgilidir). Bu nedenle uyku sorunuyla gelen herkese ve birlikte uyuduğu kişilere “geceleri horlama olup olmadığı” sorulmalıdır. Hekime danışmadan uyku ilacı kullanılmamalıdır. Oluşmasında; solunumla ilgili organlardaki sorunlar (örn; burundan ya da ağızdan nefes almayı zorlaştıran burunda eğrilik, büyük bademcikler, aşırı kilo vb. organik durumlar vs) ya da solunum merkeziyle ilgili daha ciddi sorunlar rol oynar. Uyku merkezlerinde yapılacak “uykuda solunum araştırmasıyla” kesin tanı konduktan sonra ya gerekli tedavi girişimlerinde bulunulur; (örneğin; KBB muayenesi, gerekli tıbbi ve cerrahi girişimler gibi) ya da geceleri uyurken takılan ve solunumu düzenleyen aletler kullandırılır. Unutulmaması gereken, apne sorununun, özellikle önemli derecede ise, kişi için hayati bir konu olduğudur.

    Narkolepsi: Nadir görülen bir uyku bozukluğudur. Uykuya dalma anında (kişinin birden uykunun rüya dönemine girmesi sonucu) rüya içeriği ile ile uyanıklığın karışması ve halüsinasyon görme, uykudan uyanma sırasında gözler hariç (sanki vucuduna felç inmiş gibi) hiç bir uzvunu hareket ettirememe (gözlerini oynatınca ya da kendisine dokunulunca bu durum düzelir), gündüzleri monoton durumlarda ya da bir şeye gülme vs. gibi duygusal bir durumda birden vucudun boşalımı ve yere yığılma nöbetleri ve en önemlisi de günlük yaşamda makina ya da araba kullanırken kaza yapıp kendisinin ya da çevredekilerin yaralanmasına hatta ölümüne yol açabilen ve de önüne geçilemeyen “uyuma nöbetleri” yaşanmasıdır. Kesin tanı konduktan sonra, hekim tarafından verilecek ilaç tedavisi uygulanır. Nöbetler yeterince ortadan kalkıncaya kadar, kişiye araç ya da makina kullanmaması önerilir. Klein-Levin sendromu: Çok nadir görülen ve yılda bir ya da daha fazla sayıda izlenen 3-4 gün gibi uzun bir süre aşırı uyuma ve aşırı yeme nöbetleri ile seyreden uyku bozukluğudur. İlaç tedavilerinden yararlanılabilir. Uykuda gelen epilepsi: Uykuda birden çığlık atar gibi korkutucu bir ses çıkarma, kol ve bacaklarda gerilme, kasılma titreme olması, ağızdan köpürerek salya akması, yüzde morarma, soluğun kesiliyor gibi olması, dişlerin kenetlenmesi, gözlerin sabit bir noktaya dikili kalması, yatağa çişini kaçırma vb. belirtilerle seyreden ve genellikle bir kaç dakika süren nöbetler sonrasında kişi tekrar uykuya dalar. Nöbetler beynin elektrik aktivisindeki aniden ortaya çıkan artış ve senkronizasyonla oluşur. Kesin tanı kişiyi gözleme, beynin elektrik aktivitesini gösteren EEG çekimi ile konur. Ailede başka epileptik kişilerin de bulunması gibi kalıtımsal özellikler yanında, beyin ile ilgili organik olaylar da nöbet oluşumunda rol oynar. Örneğin; doğumda bebeğe kordon dolanması, doğumun çok uzun sürmesi ya da kalp-akciğer yetersizliği vb. sorunlarla beynin oksijensiz kalması, aşırı ateşlenme durumu ( febril konvülziyon), zehirlenmeler, kafa travması ya da beyin ameliyatları sonucu oluşan durumlar, zehirlenmeler, tiroid, karaciğer, böbrek gibi büyük organlarla ilgili sorunlar, beyindeki kanama ya da tümörler vb. gibi durumlar. Bunları ayırdetmek için gerekli tetkik ve muayeneler yaptırılır, gerekiyorsa beyin MRI’ı çekilebilir. Özellikle uykuda gelen nöbetlerin çocuklardaki gece terörü vb. durumlarla karıştırılmaması gerekir. Epilepsi tedavisi, gerekli ilaçların hekim kontrolunda kullanılması kaydıyla yüz güldürücüdür.

    UYKU BOZUKLUKLARI İnsan ömrünün üçte biri uykuda geçmektedir. Ancak insan beyni uykuda da faaliyetini sürdürmekte olup, gündüz yaşadıklarımızın belleğe kayıt edilmesi, bazı hormonların salgılanması vb. durumlar uykuda gerçekleşir. Bu nedenle dünyayı tanımakta olan ve her gün büyüyüp yeni şeyler öğrenen bebek ve çocuklar daha çok uyurlar. Yine bedenimizin ertesi güne dinç kalacak bir şekilde hazırlanması da, hem uykuda dinlenme, hem de gece saat 23.00 ile 03.00 saatleri arasında salgılanan ve “büyüme hormonu” denen bir hormon sayesinde olmaktadır. Bu nedenle bu saatleri kapsamayan uyku, daha uzun bir süre uyunsa da, sağlıklı olmayacaktır. İnsanlar her gece “hafif uyku+derin uyku+ rüya görülen uyku dönemlerinden (REM) oluşan” ve her biri ortalama 60-90 dakika süren “uyku periyodları” yaşarlar. Bir gecede 4-5 defa bu dönemleri kapsayan uyku periyodları yaşanır. Eğer alışılmış uyku saati kaçırılmış ise, bir sonraki uyku periyodunu yakalamak için aradan 60-90 dakika geçmesi gerektiği bilinip, “uyuyamıyorum” diye telaşlanmamalıdır. Sabaha doğru rüya dönemlerinin süresi uzamaya başlar. Ertesi gün hatırlayabildiğimiz rüyalar da, çoğunlukla sabaha doğru gördüğümüz bu rüyalardır. Uyku süresi kişiden kişiye değişir. Küçük uykucu insanlar (Örn; Yönetici yapısında olanlar, M. Kemal Atatürk, Napolyon vb.) 4-5 saat uykuyla ertesi gün kendilerini dinlenmiş hissederken, büyük uykucular (Yazarlar, şairler vb.) ancak 8-10 saat uyuduklarında dinç ve dinlenmiş olarak kalkabilirler. Bu nedenle önemli olan uykunun süresi değil, şu anki uyku biçimimizle ertesi gün kendimizi nasıl hissettiğimiz ve de şimdiki uykumuzda daha önceki uyku biçimimize göre bir farklılık olup olmadığıdır (Örn; uykunun alışılmıştan daha azalmış ya da artmış olması gibi). Bazı kişiler de (yaşlılarda daha fazla olarak) uykularını yanlış değerlendirir, gerçekte uyudukları halde, bunu kabullenmez ve uyumadıklarını iddia ederler. Bu durumda tanı koymak için beraber yaşadığı kişilerin de bilgisine baş vurmak gerekir. Sağlıklı kişilerde de, yaş ilerledikçe uyku da azalmaya başlar. (sabah kaktığınızda gözünüz yatakta kalıyorsa gençsiniz demektir!).

    NORMAL UYKUYUBOZAN NEDENLER

    *Gündüz aşırı aktif çalışma ya da yaşanan güncel çatışma ve sorunlar, gece kişide uyanıklık döneminin (uyanıklık şemsiyesinin) sönüp, uyku döneminin ( uyku şemsiyesinin) açılıp işleve geçmesini engelleyebilir.
    * Uykudan önce aşırı fiziksel aktivasyonda (aşırı spor vs) ya da aşırı zihinsel aktivasyonda (sorun çözme, bilgisayarla çalışma vb gibi) uykuya dalmayı zorlaştırabilir.
    * Uyunan ortamda gürültü, aşırı ısı, aşırı soğuk ya da ışık vs. olması.
    * Farklı bir ortamda uyuma (otel vb).
    * Alışılmış uyku saatinden değişik saatlerde (düzensiz) uyumaya çalışmak.
    * Uyku kaçırabilen maddelerin alınması (örn;kahve, çay, kola, uyarıcı etkisi de olan ilaçların kullanımı vb).
    * Kişilik özelliği; Örn; mükemmeliyetçi, tertipli, düzenli, aşırı detaycı ve herşeyi kontrol altında tutmak isteyen kişilik (obsesif kişilik yapısı) özelliğine sahip olanlarda; uykunun da kontrol edilmeye çalışılması ve “ya bu gece de uyuyamazsam” endişesinin yaşanması ya da gündüz yaşanan olumsuzlukların uyku öncesi tekrar tekrar önlenemez biçimde düşünülmesi vb. nedenler, uykuya dalmayı zorlaştırır.

    UYKUYU BOZAN PSİKİYATRİK NEDENLER

    * İç sıkıntısı, kaygı ve gerginlik (anksiyete) durumları ya da olumsuz yaşam olaylarıyla ilgili (demoralizasyon) durumlarda uykuya dalmak zorlaşır. Bazı kişilerde ise tersine, stresli durumlarda uykuya kaçış görülebilir. Bunlar uyuyarak stresli duruma yanıt verirler. *Önemli yaşamla ilgili travmaları takip eden (travma sonrası stres bozukluğu) durumlarında; “yaşanan travmayı anmsatan korkulu rüyaları görmeyi istememe” şeklindeki (bilinç dışı) bir duyguyla uykuya dalmak zorlaşır.
    *Takıntı hastalığında (obsesif bozukluk); Kişi yatağa yattığında aklına gelen günlük yaşamla ilgili günlük olağan ya da olumsuz düşüncelerle uğraşıp durma nedeniyle uykuya dalamaz (Örn; Şunu niye söyledim, niye şu cevabı vermedim, şunu söylemem acaba onu kırmış mıdır? vb. gibi).
    *Panik bozukluğunda; Kişi uyku sırasında sağlığıyla ilgili kontrol edemediği kötü bir şey olabileceği ya da panik atak yaşayabileceği duygusuyla uykuya dalmada zorlanır.
    *Depresyonda; Uykuya dalmada zorluk, gece uykuda sık sık uyanma ya da sabah 4-5 sularında sanki düğmeye basılmış gibi aniden ve sıkıntılı biçimde uyanma (küçük bir grup hastada ise tersine tersine 10-12 saat gibi fazla uyuma) izlenir.
    *Bipolar hastalığın manik dönemlarinde; Aşırı hareketlilik nedeniyle uykuya dalamama ya da alışılmışın dışında 2-4 saatlik kısa bir uykuyla, çok enerjik bir şekilde uyanma ve davranışlarda hareketlilik izlenir.
    *Şizofreninin alevlenme dönemlerinde; çoğunlukla şüphe hezeyanlarına bağlı olarak “kendisine uykuda bir kötülük yapılabileceği vb” korku ve şüphe duygularının da eşlik edebildiği uykusuzluk izlenir. Kronik şizofrenili hastaların bazılarında ise; insanlarla iletişim kurmadaki isteksizlik nedeniyle, bir kaçış olarak diğerlerinin uyuduğu saatlerde uyumama, onların uyanık olduğu saatlerde ise tersine uyuma görülür. Yani bu hastalar geceleri uyumaz, gündüzleri uyurlar
    *Bunamalarda (demans); Hastalar akşama doğru daha huzursuzdurlar (gün batımı sendromu) ve geceleri uykuya dalamazlar. Yine gündüz uyuklamaları da gece uykuya dalmayı zorlaştırdığından, hastaların gündüz uyuması engellenmelidir. Tüm bu uykusuzluk durumları, sadece uyku verici ilaç kullanarak çözülemez. Zira uyku ilaçları çok gerekli bir durum varsa ve hekim tarafından önerilen kısa sürede alınabilir, uzun süreli kullanılmaz. Zira 3-4 haftadan sonra etkileri azalacağından dozlarını artırmak gerekir ve bu tutum da ilaç bağımlılığına yol açar. Yapılması gereken uyku sorununa neden olan temeldeki nedenlerin ortadan kaldırılması ve gerekli tedavilerin uygulanmasıdır. Ancak bu yaklaşımla uyku sorunları tedavi edilebilir.

    ÖZEL UYKU SORUNLARI

    *Uykuda konuşma; Hastalık değildir, mırıldanma, konuşma izlenir. Sorulanlara kişi cevap veremez. Tedavi gerektirmez.
    *Uykuda diş gıcırdatma; Bir hastalık değil, bir uyku bozukluğudur. Stresler artırabilir. Stres azaltıcı teknikler (stres yönetimi) ya da bazı psikiyatrik ilaçlar uygulanmaktaysa da sonuçları fazla olumlu değildir. Ancak diş minesinin yıpranmasını önlemek için, yatarken diş hekimince hazırlanacak koruyucunun kullanılması gerekir.
    *Uykuda yürüme (uyurgezerlik); Ergenlik öncesi daha sık izlenen, ailesel yatkınlığın rolü olan ve uykuda konuşma vb. gibi belirtilerle birlikte de izlenebilen uyku bozukluğudur. Kişi anlamsız biçimde yatakta oturur, eşyalarla oynayabilir ya da amaçsız biçimde evin içinde dolaşabilir. Kısa konuşmalar, bazen telefonla konuşmaya çalışması vb. davranışlar izlenebilir. Kapı ya da pencereden çıkabilir. Uyaranlara cevap vermez, kolay kolay uyandırılamaz. Tedavide; hasta ve yakınları bilgilendirilir, hastanın zarar görmemesi için yatak odasında gerekli tedbirler alınır (pencereye kilit koyma vb gibi). Ciddi ve zarar görme olasılığı olan kişilerde ilaç tedavisi uygulanır.

    *Kabus bozukluğu: Daha çok çocuklarda izlenen ve 15 yaş civarında genellikle kaybolan durumlardır. Gecenin ikinci yarısında birden korku ve panik halinde uyanılır. Çocuğun bilinci o an yerindedir ve sorulduğunda gördüğü korkunç rüyalardan söz eder.

    Tedavi: Çocuk ve ailesine bunun zamanla geçecek bir durum olduğu anlatılıp güvence verilir. Genel olarak tedavi gerekmez. Ancak bu durumlar kişinin yaşamını bozacak derecede yoğun isr ilaç tedavisi uygulanabilir.
    *Uyku terörü (Uykuda korku bozukluğu: 3-5 yaşlarda başlar, genellikle ergenlik döneminde azalır, 1/100 oranında yetişkinlikte sürebilir. Gecenin ilk 1/3’lük bölümünde ve genellikle uykuda yürümeyle birlikte görülür. Kişi yoğun bir korku, çığlık atma, çarpıntı, terleme, hızlı nefes alma, üstündekileri çıkarma gibi belirtilerle yatakta oturur haldedir. Yataktan kaçmaya kalkabilir ve de yatıştırılması zordur. Bilinci yerinde değildir, 10-15 dakika içinde tekrar uykuya dalar ve sabah uyandığında bu nöbetleri hatırlamaz.

    Tedavi: kişi ve ailesine bunun tedavisiz de geçebilen ve korkulmaması gereken bir durum olduğu konusunda teminat verilir. Düşüp yaralanmaması için oda içinde gerekli tedbirler alınır. Özellikle bu duruma olumsuz etki edebilecek olumsuz yaşam olayları ya da stresler hekim- hasta ilişkisinde psikoterapötik yönden ele alınır. Ciddi ve hastanın yaşamını bozan durumlarda, bu nöbetleri önleyici ilaç tedavisi uygulanabilir.

    *Gece işemesi (enürezis): Bebekte mesane kontrolu gelişmemiştir. 5-6 yaştaki çocukların % 17’sinde görülür. Bazı yazarlar 5 yaşına kadar olanları hastalık olarak kabul etmez. Ancak süregitmesi hem çocuklarda, hem de yetişkinlerde utanma, kendine güvende azalma, içe kapanıklık vb. olumsuz durumlara neden olur. Oluşumunda; idrar torbası (mesane) kapasitesinin yapısal olarak küçük olması gibi biyolojik kusurlar yanında, özellikle çocuklarda ev ya da okulda yaşanan olumsuz durumlar, stresler, yeni bir kardeş gelmesi durumu vb. psikolojik durumlar da rol oynar.

    Tedavi: Önce bu durumun nedeni tespit edilir (psikolojik ya da yapısal) sonra nedene göre tedavi yapılır. Psikolojik ise psikoterapötik yaklaşım, davranışcı yöntemler, koşullandırma yöntemi uygulanır. Eğer neden yapısal ise ilaç tedavisi uygulanır. Bazen de bu yaklaşımlar birlikte de uygulanabilir.

    *Rüya uykusu sırasında izlenen davranış bozuklukları: Bu kişiler gördükleri korkulu rüyaların içeriğine göre (saldırıya uğrama, yırtıcı hayvanların saldırması vb. rüyalar) kendini savunma olarak aşırı hareketlenme, yumruk atma, yanındakinin boğazına sarılma vb. saldırgan davranışlar gösterebilirler.

    Tedavi; Kendisinin ya da yanında yatan eşinin, çocuğunun vb. zarar görmemesi için, uykunun rüya dönemini bastırıcı ilaçlar kullanılabilir.

    Uykuda solunumun aralıklarla duraklaması (uyku apnesi); Tüm insanlarda uyku sırasında izlenebilen solunum duraklamalarının 1 saatlik bir zaman diliminde 30’dan fazla gibi çok sayıda ve uzun süreli olmasıyla seyreden durumlardır. Kişinin solunumu önce duraksar, ardından horlama sesi çıkararak tekrar uykuya dağlar ancak kısa bir süre benzer durumlar tekrarlar. Bu nedenle kişiler (gece boyunca hatırlamadıkları sayıda çok kısa süreli ve sık sık uyandıklarından) sağlıklı bir uyku uyuyamaz, ertesi gün uykusuzluk, çalışmada isteksizlik, uyuklamalar, yorgunluk, baş ağrısı gibi bedensel ya da depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkları daha çok yaşarlar. Solunum durmaları kalp-akciğer bozukluklarına yol açabilir. Apneleri artıran alkol, yeşil reçeteli uyku ilacı vb. kullanma durumlarında uykuda ölüm bile oluşabilir (Bebeklerde izlenen ve “ Odin laneti” olarak isimlendirilen uykuda ölümler de solunum durmasıyla ilgilidir). Bu nedenle uyku sorunuyla gelen herkese ve birlikte uyuduğu kişilere “geceleri horlama olup olmadığı” sorulmalıdır. Hekime danışmadan uyku ilacı kullanılmamalıdır.

    Oluşmasında; solunumla ilgili organlardaki sorunlar (örn; burundan ya da ağızdan nefes almayı zorlaştıran burunda eğrilik, büyük bademcikler, aşırı kilo vb. organik durumlar vs) ya da solunum merkeziyle ilgili daha ciddi sorunlar rol oynar. Uyku merkezlerinde yapılacak “uykuda solunum araştırmasıyla” kesin tanı konduktan sonra ya gerekli tedavi girişimlerinde bulunulur; (örneğin; KBB muayenesi, gerekli tıbbi ve cerrahi girişimler gibi) ya da geceleri uyurken takılan ve solunumu düzenleyen aletler kullandırılır. Unutulmaması gereken, apne sorununun, özellikle önemli derecede ise, kişi için hayati bir konu olduğudur.

    Narkolepsi: Nadir görülen bir uyku bozukluğudur. Uykuya dalma anında (kişinin birden uykunun rüya dönemine girmesi sonucu) rüya içeriği ile ile uyanıklığın karışması ve halüsinasyon görme, uykudan uyanma sırasında gözler hariç (sanki vucuduna felç inmiş gibi) hiç bir uzvunu hareket ettirememe (gözlerini oynatınca ya da kendisine dokunulunca bu durum düzelir), gündüzleri monoton durumlarda ya da bir şeye gülme vs. gibi duygusal bir durumda birden vucudun boşalımı ve yere yığılma nöbetleri ve en önemlisi de günlük yaşamda makina ya da araba kullanırken kaza yapıp kendisinin ya da çevredekilerin yaralanmasına hatta ölümüne yol açabilen ve de önüne geçilemeyen “uyuma nöbetleri” yaşanmasıdır.

    Kesin tanı konduktan sonra, hekim tarafından verilecek ilaç tedavisi uygulanır. Nöbetler yeterince ortadan kalkıncaya kadar, kişiye araç ya da makina kullanmaması önerilir.

    Klein-Levin sendromu: Çok nadir görülen ve yılda bir ya da daha fazla sayıda izlenen 3-4 gün gibi uzun bir süre aşırı uyuma ve aşırı yeme nöbetleri ile seyreden uyku bozukluğudur. İlaç tedavilerinden yararlanılabilir.

    Uykuda gelen epilepsi: Uykuda birden çığlık atar gibi korkutucu bir ses çıkarma, kol ve bacaklarda gerilme, kasılma titreme olması, ağızdan köpürerek salya akması, yüzde morarma, soluğun kesiliyor gibi olması, dişlerin kenetlenmesi, gözlerin sabit bir noktaya dikili kalması, yatağa çişini kaçırma vb. belirtilerle seyreden ve genellikle bir kaç dakika süren nöbetler sonrasında kişi tekrar uykuya dalar. Nöbetler beynin elektrik aktivisindeki aniden ortaya çıkan artış ve senkronizasyonla oluşur. Kesin tanı kişiyi gözleme, beynin elektrik aktivitesini gösteren EEG çekimi ile konur. Ailede başka epileptik kişilerin de bulunması gibi kalıtımsal özellikler yanında, beyin ile ilgili organik olaylar da nöbet oluşumunda rol oynar. Örneğin; doğumda bebeğe kordon dolanması, doğumun çok uzun sürmesi ya da kalp-akciğer yetersizliği vb. sorunlarla beynin oksijensiz kalması, aşırı ateşlenme durumu ( febril konvülziyon), zehirlenmeler, kafa travması ya da beyin ameliyatları sonucu oluşan durumlar, zehirlenmeler, tiroid, karaciğer, böbrek gibi büyük organlarla ilgili sorunlar, beyindeki kanama ya da tümörler vb. gibi durumlar. Bunları ayırdetmek için gerekli tetkik ve muayeneler yaptırılır, gerekiyorsa beyin MRI’ı çekilebilir. Özellikle uykuda gelen nöbetlerin çocuklardaki gece terörü vb. durumlarla karıştırılmaması gerekir. Epilepsi tedavisi, gerekli ilaçların hekim kontrolunda kullanılması kaydıyla yüz güldürücüdür.